
Kendime bakıyorum da verilen rollerin hepsini başarıyla oynadım. Herkesten alkış alıp sevenlerimi selamladım. Bu bana keyif vermeye başladı evet başarıyordum adım adım yukarıya doğru ilerliyordum. Ama ne zaman ki tecrübe kazandığıma inandım, alkışlara kandım ve rollerimi kendim seçmeye başladım aslında becerebileceğimi sandığım rollerin o kadar da kolay olmadığını anladım...
Aldığım alkışların geneli kapsadığını sanıp anlık olduklarını “birçok şey”i anlayamadığım gibi anlamadım. Kim bilir belki de anlamak istemedim... İyi bir oyuncu olduğuma kendimi o kadar inandırdım ki beceremediğim rollerin üstüne gittim başarabilmek ümidiyle. Kendime defalarca o kadar da zor olmadıklarını söyledim. İnanmalıydım, inanamazsam başaramazdım... Denedim, denedim ve de denedim... Yer yer çuvalladım, sevenlerim bir bir eksildi. Yerlerini beni yuhalamak için heyecan duyan insanlar almaya başladı. Önceleri korktum ama zamanla onları görmemeyi öğrendim...
Bırakmak istedim oyunu, artık yapamayacaktım... Gerçekten yapamayacak mıydım? Daha da önemlisi yapmak istemiyor muydum? Cevabı “hayır”dı... Elbette ki istiyordum... İstemiyor olsaydım bu kadar çalışır mıydım?
Bir gün tekrar bakmak istedim sevenlerimden kimler kalmıştı? Sadece üç beş kişi... Onların da suratında hayal kırıklığı ifadesi... O an sahneyi tekrardan terk etmek istedim. Arkama bile bakmadan kaçmak... Ama rolümü seviyordum hem de çok ve bırakmayacaktım!..
Bazen başarmaya çalışmamak, oluruna bırakmak gerekiyor... Ve bazen yuhalamak için sırada bekleyenleri bakıp güç almak, sevenlerin hayal kırıklığını acı da olsa görmezden gelmek... İşte o zaman hissediyorsun ki kendinsin...
Ve an geliyor bir bakıyorsun yan rollerde kimse yok... En önemlisi de başrolde yanında birini istiyorsun ve o ana kadar kendini o kadar kaptırmışsın ki var zannediyorsun ama bakıyorsun ki o da yok... Yalnızsın, tek kişilik bir oyun bu... Belki kariyerinin zirvesi belki de “son”un...
-2008-


