
SESLİLER...
A...
Hayatıma nasıl oldu da girdi hiçbir fikrim yok... İyi ki de girdi... Hani olur ya bazen insan “yeter!” der, hatta Tanrı(?)ya bile söylenir... Ama asla alınganlık yapmayan güzel Tanrı insana isyan etmemesi gerektiğini yine güzel bir şeyle göstermek ister. “İsyan etme! Sadece güzellikleri görmeye çalış!” der... İşte “A” o’dur... Hiç ummadığım anda hayatıma giren girişiyle beraberinde bir sürü şey getiren... Dinler, anlar, anlatır... Yer yer o’nu kırarsın, kırdığın için parçalanırsın... Yer yer de o seni kırar ama sonuç hep aynıdır: “gerçek sevgi”... Hissedersin bu “gerçek sevgi”yi ama hissettiğin gerçekten gerçek mi hep şüphe edersin। Ve hissettirmeye çalışırsın “gerçek sevgi”ni, gerçekten hissettiğin için ama hisseder mi hiçbir zaman bilemezsin... Ama “A”nın en güzel yanı beraberinde de bir sürü “SESLİLER” getirişidir... “SESLİLER” “SESLİLER”i çekiyor mu acaba? Belki de yazıp da bitiremeyeceğim tek harfsin...
E...
Belki de en çok kahrımı çeken o’dur... En iyi halimi de bilir, en kötü halimi de... Ağlarken yanımdadır, gülerken de... Hayatında belki de benden daha önemli bir şey yoktur... Hatta hayatıma o’ndan daha önemli kişi(ler) girdiğinde pişmanlık duyduğumdur... Ama bilir ki o da benim için çok önemlidir... İpek hep meşguldür, İpek hep yoğundur, İpek’in kafası hep doludur ve karışıktır... Bundan dolayı “ihmalkar”dır ama bir tek o bilir ki bu “ihmalkar”lık değil sadece “ihmalkar”lık görüntüsüdür... Gerçek sevgi gösterilen değil hissettirilendir... Ve bunu bilen nadir kişilerdendir... Bir 10 yıl daha!
I...
Bundan 2 sene kadar önceydi. Hakkında hiçbir fikrim olmayan hatta genelde mesafeli durduğum kişiydi. Mesafeliydim çünkü öyle olmam gerekiyordu. Belki onun tavrından belki de "konumlar"dan... Ama hayat değil mi işte bir gün bir yerde o mesafeleri yok ediyor. Belki de yine güzellikleri göstermek isteyen Tanrı’nın işidir bu da... Hayatımda büyük yer kaplayan ender kişilerdendir “E” de... Sen de iyi ki varsın... Ama benim için hep soru işareti olacaksın... Çünkü “var”lığında “yok”luğunda bir zaman zaman....
O...
“O” karışıktır, “O” tedirgin eder insanı... Bilemezsin, anlayamazsın davranışları ve hareketleriyle neyi kastetmeye çalıştığını... Hayat sadece o’nun etrafında mı dönsün istiyordur ya da kendince bir koruma içgüdüsü müdür? Hep karışıktır, her gün daha da karışır... Yine de “SESSİZLER”e giremeyecek kadar iyidir, “SESLİLER”e girmesi gerekenlerdendir. “O” hep bilir... “O” hep tahmin eder... Ama “O” her zaman bilemediğini ve tahmin edemediğini asla bilemeyecektir...
SESSİZLER...
B...
Hayatı boyunca “SESSİZLER”e mahkum olacak kişidir. İçinde her daim görmeye çalıştığım “SESLİLER” kırıntısını hiçbir zaman bulamayacağım kişidir. Mutsuzdur ve mutluluk nedir bilmez... Belki de bilmeyi istemez... Mutluluğun kendi içinde olduğunu anlatmaya çalıştığında anlamaz ya da anlamamakta diretir. Kim bilir belki de mutluluk korkunç geliyordur... Haksız da sayılmaz... Mutluluk bazen gerçekten de korkunç oluyor... Olmuyor mu? Ama en kötüsü ise mutlu insan(lar)a tahammül edemiyor oluşudur. Umarım ki “biz”lerin bulduğu Tanrı’yı o da bulur
C...
Anlayamadığım insan modellerinden biridir... Her şeyin kendinde olamayacağını anlayamayan ve mutlu insan görmekten nefret edendir. Rahatsız etmeyi ve rahatsız olmayı görmekten ötürü mutludur. “Kötülük”tür tek gerçeği... İçinde “iyilik” olmayan insan yoktur gerçi ama o’ndaki “iyilik” en bastırılmış halindedir. Denesen dahi çıkaramazsın o “kötülük” altında ezilen “iylik”i... Sonra zamanla anlarsın ki uğraşmamalısın ve hatta terk etmelisin “C”yi... Geç midir acaba “terk” kararı? Hiçbir şey için hiçbir zaman geç olmadığını öğrendiysen değildir... Ama “geç” olduğunu düşünüyorsan da zaten ilk dakikadan itibaren “geç”tir...
D...
Korkaktır ve korkularıdır insanlara yaşattıkları... Ya da yaşatmaya çalıştıkları... Hep kaçar... Yakaladığında ise “SESLİ” olur bir anda... İkiyüzlüdür... O da bilir ki asla “SESLİ” olamayacak... Ama sever kendini kandırmayı her “SESSİZ” gibi... O’nunda içinde bir “SESLİ” vardır... En acısı da hayatında bildiği “gerçek” olan tek şey olan “SESLİLER”in arasında hiçbir zaman yer alamayacak oluşudur... Alamayacaktır çünkü asla bilemeyecektir...
BEN...
“SESLİLER”den miyim yoksa “SESSİZLER”den mi asla bilemeyeceğim... Her insan gibi muhtemelen ikisini de barındırıyorum. Tıpkı benim “SESLİ”min bir başkasının “SESSİZ”i oluşu gibi... Belki saçmalık ama kendimi “SESLİ” olarak görüyorum çoğu zaman... Çünkü “içimdeki”ni bulduğuma inanıyorum... Ama “SESSİZ” de buluyorum zaman zaman... Çünkü biliyorum ki bulamadığım daha bir sürü şey var içimde... Tek bildiğim şey he zaman “SESLİ” olmaya çalışacak oluşum bütün “SESSİZ”lere rağmen... Yeter ki yanımdaki “SESLİLER” seslerini asla yitirmesin...
TANRI...
Hepimizin “iç”inde var olduğuna inandığımdır... Biz miyiz o’na hükmeden yoksa o mu bize hükmeden hiçbir zaman anlayamayacağımdır... Görmek istememiz yeterli midir yoksa o istediği zaman mı görünür asla bilemeyeceğimdir... Tek inanmak istediğim “istek” ile olmasıdır... Tıpkı “korkular”ımızın bizi yeneceğine inandığım gibi “sevgi” ve “inanç”ımızın bizi yücelteceğine inanmışımdır hep... Doğru yolda mıyım tartışılır... Tıpkı “SESLİ” ve “SESSİZ”liğimin tartışılacağı gibi... Ama buna inanıyor muyum..? Kesinlikle evet...
A...
Hayatıma nasıl oldu da girdi hiçbir fikrim yok... İyi ki de girdi... Hani olur ya bazen insan “yeter!” der, hatta Tanrı(?)ya bile söylenir... Ama asla alınganlık yapmayan güzel Tanrı insana isyan etmemesi gerektiğini yine güzel bir şeyle göstermek ister. “İsyan etme! Sadece güzellikleri görmeye çalış!” der... İşte “A” o’dur... Hiç ummadığım anda hayatıma giren girişiyle beraberinde bir sürü şey getiren... Dinler, anlar, anlatır... Yer yer o’nu kırarsın, kırdığın için parçalanırsın... Yer yer de o seni kırar ama sonuç hep aynıdır: “gerçek sevgi”... Hissedersin bu “gerçek sevgi”yi ama hissettiğin gerçekten gerçek mi hep şüphe edersin। Ve hissettirmeye çalışırsın “gerçek sevgi”ni, gerçekten hissettiğin için ama hisseder mi hiçbir zaman bilemezsin... Ama “A”nın en güzel yanı beraberinde de bir sürü “SESLİLER” getirişidir... “SESLİLER” “SESLİLER”i çekiyor mu acaba? Belki de yazıp da bitiremeyeceğim tek harfsin...
E...
Belki de en çok kahrımı çeken o’dur... En iyi halimi de bilir, en kötü halimi de... Ağlarken yanımdadır, gülerken de... Hayatında belki de benden daha önemli bir şey yoktur... Hatta hayatıma o’ndan daha önemli kişi(ler) girdiğinde pişmanlık duyduğumdur... Ama bilir ki o da benim için çok önemlidir... İpek hep meşguldür, İpek hep yoğundur, İpek’in kafası hep doludur ve karışıktır... Bundan dolayı “ihmalkar”dır ama bir tek o bilir ki bu “ihmalkar”lık değil sadece “ihmalkar”lık görüntüsüdür... Gerçek sevgi gösterilen değil hissettirilendir... Ve bunu bilen nadir kişilerdendir... Bir 10 yıl daha!
I...
Bundan 2 sene kadar önceydi. Hakkında hiçbir fikrim olmayan hatta genelde mesafeli durduğum kişiydi. Mesafeliydim çünkü öyle olmam gerekiyordu. Belki onun tavrından belki de "konumlar"dan... Ama hayat değil mi işte bir gün bir yerde o mesafeleri yok ediyor. Belki de yine güzellikleri göstermek isteyen Tanrı’nın işidir bu da... Hayatımda büyük yer kaplayan ender kişilerdendir “E” de... Sen de iyi ki varsın... Ama benim için hep soru işareti olacaksın... Çünkü “var”lığında “yok”luğunda bir zaman zaman....
O...
“O” karışıktır, “O” tedirgin eder insanı... Bilemezsin, anlayamazsın davranışları ve hareketleriyle neyi kastetmeye çalıştığını... Hayat sadece o’nun etrafında mı dönsün istiyordur ya da kendince bir koruma içgüdüsü müdür? Hep karışıktır, her gün daha da karışır... Yine de “SESSİZLER”e giremeyecek kadar iyidir, “SESLİLER”e girmesi gerekenlerdendir. “O” hep bilir... “O” hep tahmin eder... Ama “O” her zaman bilemediğini ve tahmin edemediğini asla bilemeyecektir...
SESSİZLER...
B...
Hayatı boyunca “SESSİZLER”e mahkum olacak kişidir. İçinde her daim görmeye çalıştığım “SESLİLER” kırıntısını hiçbir zaman bulamayacağım kişidir. Mutsuzdur ve mutluluk nedir bilmez... Belki de bilmeyi istemez... Mutluluğun kendi içinde olduğunu anlatmaya çalıştığında anlamaz ya da anlamamakta diretir. Kim bilir belki de mutluluk korkunç geliyordur... Haksız da sayılmaz... Mutluluk bazen gerçekten de korkunç oluyor... Olmuyor mu? Ama en kötüsü ise mutlu insan(lar)a tahammül edemiyor oluşudur. Umarım ki “biz”lerin bulduğu Tanrı’yı o da bulur
C...
Anlayamadığım insan modellerinden biridir... Her şeyin kendinde olamayacağını anlayamayan ve mutlu insan görmekten nefret edendir. Rahatsız etmeyi ve rahatsız olmayı görmekten ötürü mutludur. “Kötülük”tür tek gerçeği... İçinde “iyilik” olmayan insan yoktur gerçi ama o’ndaki “iyilik” en bastırılmış halindedir. Denesen dahi çıkaramazsın o “kötülük” altında ezilen “iylik”i... Sonra zamanla anlarsın ki uğraşmamalısın ve hatta terk etmelisin “C”yi... Geç midir acaba “terk” kararı? Hiçbir şey için hiçbir zaman geç olmadığını öğrendiysen değildir... Ama “geç” olduğunu düşünüyorsan da zaten ilk dakikadan itibaren “geç”tir...
D...
Korkaktır ve korkularıdır insanlara yaşattıkları... Ya da yaşatmaya çalıştıkları... Hep kaçar... Yakaladığında ise “SESLİ” olur bir anda... İkiyüzlüdür... O da bilir ki asla “SESLİ” olamayacak... Ama sever kendini kandırmayı her “SESSİZ” gibi... O’nunda içinde bir “SESLİ” vardır... En acısı da hayatında bildiği “gerçek” olan tek şey olan “SESLİLER”in arasında hiçbir zaman yer alamayacak oluşudur... Alamayacaktır çünkü asla bilemeyecektir...
BEN...
“SESLİLER”den miyim yoksa “SESSİZLER”den mi asla bilemeyeceğim... Her insan gibi muhtemelen ikisini de barındırıyorum. Tıpkı benim “SESLİ”min bir başkasının “SESSİZ”i oluşu gibi... Belki saçmalık ama kendimi “SESLİ” olarak görüyorum çoğu zaman... Çünkü “içimdeki”ni bulduğuma inanıyorum... Ama “SESSİZ” de buluyorum zaman zaman... Çünkü biliyorum ki bulamadığım daha bir sürü şey var içimde... Tek bildiğim şey he zaman “SESLİ” olmaya çalışacak oluşum bütün “SESSİZ”lere rağmen... Yeter ki yanımdaki “SESLİLER” seslerini asla yitirmesin...
TANRI...
Hepimizin “iç”inde var olduğuna inandığımdır... Biz miyiz o’na hükmeden yoksa o mu bize hükmeden hiçbir zaman anlayamayacağımdır... Görmek istememiz yeterli midir yoksa o istediği zaman mı görünür asla bilemeyeceğimdir... Tek inanmak istediğim “istek” ile olmasıdır... Tıpkı “korkular”ımızın bizi yeneceğine inandığım gibi “sevgi” ve “inanç”ımızın bizi yücelteceğine inanmışımdır hep... Doğru yolda mıyım tartışılır... Tıpkı “SESLİ” ve “SESSİZ”liğimin tartışılacağı gibi... Ama buna inanıyor muyum..? Kesinlikle evet...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder